By - - WHIPLASH: Başarı İçin Ne Kadar İleri Gidersin? için yorumlar kapalı

WHIPLASH: Başarı İçin Ne Kadar İleri Gidersin?

(Dikkat spoiler/ sürpriz bozan içerir.)

Whiplash (Kamçı Ucu), başrolde müziğin olduğu 2014 yılı bir yapım. Aslında filmin yapım geçmişi daha önceye dayanıyor. Yönetmen DamienChazelle, Whiplash’in senaryosunu 2012’de yazıyor ve bu senaryo Black List’e giriyor. Black List, henüz yeterli sponsoru ve yapımcıyı bulamadığından filmi çekilmemiş senaryoları, bir başlık altında toparlamak için 2004 yılından beri her yıl Aralık ayında yayımlanan bir liste. Chazelle, bu ilgiden yararlanarak, senaryonun bir kısmını alıp 18 dakikalık bir kısa filme dönüştürüyor. Film 2013 yılında Sundance Film Festivalinde seyirciyle buluşuyor, ödül ve yapımcıyla da geri dönüyor. 2014 Ocak ayında ise 19 günde çektiği uzun metrajlı hali Sundance’da en büyük ödülü alıyor.

Film, New York’ta en iyi müzik okullarından birinde geçiyor. Müziğe tutkuyla bağlı, usta bir Caz davulcusu olmak için gecesine gündüzüne katan Andrew ile tüm hayatı boyunca yeni bir Charlie Parker yaratmak için uğraşan saplantılı hatta zalim denilebilecek hocası Fletcher arasındaki çatışma üzerine kurulu hikaye.

Konuya baktığınızda klasik bir usta-çırak ilişkisi gibi gelse de aslında öyle değil. Filmde oldukça psikolojik şiddet mevcut, hatta bu şiddet Andrew’un fiziksel olarak kendine şiddet uygulamasına kadar gidiyor. Bazı yerlerde abartı olmasına rağmen, şiddet seyirciyi oldukça rahatsız edebilecek niteliğe ulaşıyor, fakat bu durum filmden kopmanıza da izin vermiyor. Tam tersine filmin nasıl geçtiğini anlamayacak kadar içine giriyorsunuz. Andrew’un ellerinden akan kanlar sizin kanlarınız, hırsı sizin hırsınız oluyor. Sınırları zorlanan sadece Andrew değil, siz de oluyorsunuz.

Fletcher’ın şiddeti arttıkça, Andrew’un kişisel değişimi hızlanıyor. Fakat bu değişim, bilindik filmlerdeki gibi bir değişim asla değil. Hızla bir değişim söz konusu; sessiz, içine kapanık bir karakterden, manyaklığa varabilecek egoist bir kişiliğe giden değişim. Filmin final sahnesinde Andrew ile birlikte biz de ters köşeye yatıyoruz ve işte onun en büyük değişimi de burada oluyor.

Sinematografik açıdan filmin büyüsüne de ayrıca kapılıyorsunuz. Yakın çekimler gerilimi bir tık daha arttırıyor. Özellikle genç bateristin olduğu sahnelerde mavi ve yeşil tonlarının kullanılması, karakterin hüznünü, yalnızlığını daha çok hissetmemize neden oluyor. Müzikal anlamda ise, belli yerlerde kulak tırmalayıcı bile olsa, aşırı derece de doyurucu.

Andrew’u canlandıran Miles Teller ve özellikle Fletcher’ı canlandıran J.K.Simmons birlikte muhteşem bir performans çıkarıyor. Bu performanslardan en akılda kalıcı olanı da şüphesiz ki her ikisinin kozlarını paylaştığı o müthiş final sahnesi. Aslında birbirine benzeyen bu iki karakterin hırslarının çarpıştığı final sahnesi, bir süre sonra vücut dillerinin konuştuğu bir sanat eserine dönüşüyor.

Whiplash benzer konularında ki diğer tüm filmlerden yukarıda saydığımız nedenlerden ayrılırken, seyirciyi de felsefi düşünmeye ve tartışmaya yönlendiriyor. Film bittikten sonra uzun süre etkisi devam ediyor ve biz kafamızdaki sorularla baş başa kalıyoruz: Başarıyı ne kadar çok istiyoruz? Başarı için ne kadar ileri gidebiliriz? En iyi olmak sınırları aşmak mıdır?

Belki de cevap Whiplash’in içindedir.

 

Gözde Dikmen