By - - Yunan ve Roma Mitolojisi – Efsaneler için yorumlar kapalı

Bir önceki yazıda Yunan mitolojisindeki başlangıçtan ve bazı tanrıların Roma mitolojisindeki karşılığından bahsetmiştim. Bu yazıda da birkaç efsaneden ve kahramanlardan bahsedeceğim. Öncesinde kavram karmaşası oluşmaması için birkaç kavramı açıklayayım. Kahramanlar, efsanelerde tanrı veya yaratıklarla savaşması sonucunda iyiliğe yol açacak bir zafere ulaşmış, yarı tanrı yani tanrı çocuklarıdır. Yaratıklar ise ne tanrı ne de insandırlar. Ama aralarında daha sonradan tanrılar tarafından yaratığa dönüştürülen insanlar da vardır. Ölümsüzlerdir bu yüzden ölümcül bir darbe aldıklarında toza dönüşüp, Tartarus’a giderler. Normal bedenlerine dönmeleri uzun bir süre alır.

 

Öncelikle hepimizin “Yılan Saçlı Kadın” olarak bildiği Medusa‘yla başlayalım. Medusa yılan saçlı, bakışlarıyla canlıları taşa çevirebilen, dehşet verici ve çirkin Gorgon kız kardeşlerin üçünden biridir. Bazı efsaneler yaratık olarak doğduğunu söyler. Fakat bazı efsaneler de Athena tarafından cezalandırıldığını söyler. Altın saçları ve güzelliğiyle Poseidon’u kendini aşık eder. Poseidon bu güzelliğe dayanamaz. Bir kuşa dönüşüp Medusa’yı Athena’nın tapınağına kaçırır. Burada birlikte olurlar. Bunu öğrenen Athena çok sinirlenir, bir daha kimseye bakamaması ve çirkin olması için Medusa’yı bir gorgona çevirerek cezalandırır.

Aşil Tendonu olarak geçen topuğumuzdaki bölümün de bir hikayesi olduğunu biliyor muydunuz? Aşil, su tanrıçası Thetis’in oğludur. Truva savaşında savaşmış, bir yarı tanrıdır. Annesi Thetis, oğlunun Truva Savaşı’nda öleceğini önceden bildiği için onu ölümsüz kılmak istemiştir. Bu yüzden yer altında, Hades‘in krallığına iner. Burada 6 nehirden ölümsüzlüğü sağlayan Stiks Nehri’ne gider ve Aşil’i bu nehre batırır. Ancak elini suya değdirmemesi öğütlendiği için Aşil’i topuğundan tutarak batırır ve topuğunu suya sokamaz. Topuğu (veya Aşil Tendonu) suyun dışında kaldığı için bütün vücudu manevi bir zırh ile kaplanır ama topuğu açıkta kalır. Daha sonra Truva Savaşı’nda güzeller güzeli Helen’i almaya gittiğinde, Helen’i kaçıran Prens Paris tarafından bir okla topuğundan vurularak ölür.

Arakne şüphesiz en sevdiğim efsanelerden biridir. Aslında bu efsanede Yunan ozanlar tanrıların ne kadar kibirli ve kendini beğenmiş olduklarını vurgulamışlardır. Athena, dokumadaki becerisi ve yetenekleri ile övünçler toplayan bir tanrıçadır. Öyle ki Hera’nın gelinliğini bile kendisi dikmiştir. Efsaneye göre Arakne isimli bir kız da o kadar güzel oya ve dokumacılık yapar ki Nympha’lar (orman ve su perileri) bile onu izlemeye gelirler. Bir gün Nympha’lar ona dokumacılığı Athena’dan mı öğrendiğini sorarlar. Arakne bunu duyunca sinirlenip, “Athena da kimmiş? Bu dünyada benden daha iyi dokumacılık yapan kimse yoktur!” diye cevap verir. Athena bunları duyar ve ihtiyar bir kadının kılığına girip Arakne’nin yanına gelir. Arakne’ye her ne kadar yetenekli de olsa bir tanrıçayı geçemeyeceğini, kibirlenmemesini söyler. Arakne ise bunun kibir değil gerçekler olduğunu söyler ve gerekirse Athena’yla müsabakaya bile girebileceğini söyler. Bunun üzerine Athena tanrısal haline bürünür ve Arakne’yle dokuma yarışmasına başlarlar. Athena Olimpos’u ve tanrıları, Arakne ise tanrıları ve aşkı işler. Arakne, Athena’dan güzel dokumuş bile olsa Athena yenilgiyi kabul edemez ve Arakne’nin dokuduğu parçayı yırtıp atar. Arakne üzüntüden çıldırır ve kendini asmak ister. Ona acıyan Athena, Arakne’yi bir örümceğe dönüştürür ve tarihteki ilk örümcek Arakne olur. Örümceklerin ağ örme özelliğinin de buradan geldiğine inanılır.

 Persephone, Demeter ve Zeus’un kızıdır. Hasat ve yeraltı tanrıçasıdır ve gerçek ismi Kore’dir. Hades tarafından yeraltına kaçırıldıktan sonra ismi Persephone olarak değiştirilmiştir. Persephone bir gün arkadaşlarıyla çiçek toplarken çok  güzel bir nergis çiçeği görür. Bu çiçek Zeus tarafından oraya koyulmuştur. Persephone tam çiçeği koparacakken yer yarılır ve siyah at arabasıyla Hades ortaya çıkar. Hades, Persephone’yi yeraltına kaçırır. Demeter uzaklardan çok sevdiği kızının çığlığını duyar ve onu aramaya başlar. Onuncu günde güneş tanrısı Helios ile karşılaşır. Helios, Zeus’un rızasıyla Hades’in kızını kaçırıp, karısı ve yeraltı kraliçesi yaptığını söyler. Demeter çok sinirlenir ve Olimpos’u terk eder. İnsanların arasına karışmaya karar verir ve Eleusis’e yaşlı bir kadın kılığında gider. Burada Eleusis Kralı’nın  küçük çocuğuna dadılık yapar. Demeter, çocuğu ölümsüz yapmak için tanrı yiyeceği ambrosia ile sıvayıp ateşe tutarken çocuğun annesi görür ve Demeter şaşkınlıkla çocuğu düşürür. Bunun üzerine kral ve kraliçeden özür dilemek için oğlu Triplemos’a bir ejderhalı araba üzerinde uçarak dünyayı gezip arpa serpmesini söyler. Günler sonra Demeter toprağı verimli kılmayı reddeder ve topraklarda açlık hüküm sürer. Bunun üzerine tanrılar Demeter’e insanlara acıması için yalvarırlar. Demeter kızını yeraltından yeryüzüne getirirlerse insanlara acıyacağını söyler. Ancak yeraltında herhangi bir şey yiyen bir varlığın yeryüzünde yaşaması imkansızdır ve Persephone yeraltında dört nar tanesi yemiştir. Bu yüzden yılın üç ayını Hades’le, geri kalan dokuz ayı da yeryüzünde geçirmeye başlar. Demeter her sene kızını görmenin coşkusuyla yeryüzünü çiçeklerle kaplar ve bu dokuz ay bahar-yaz olur. Geri kalan üç ay ise Demeter’in yasta olduğu zamanlar olduğu için hiç verimlilik yoktur ve kış olur. Fakat Persephone kibirli olmadığı için yavaş yavaş Hades’e aşık olmaya başlar…

 

Aranızda “Yazının başlığı Yunan ve Roma Mitolojisi ama hep Yunanlılardan bahsediliyor.” diyenler olabilir. O konuya da açıklık getireyim hemen. Yunan ve Roma mitolojisi bir çok noktada aynıdır sadece tanrı ve kahraman isimleri değişebilir. Zaten Romalılar Yunanlılardan esinlenerek mitler yazmışlardır veya olan mitleri biraz değiştirmişlerdir.

 

Duygu Gülay